Geçtiğimiz günlerde, malesef tüm dünyada kayıp çocuklar ile ilgili sansasyonel birtakım haberlerin gündeme düşmesi, hepimizi derinden sarsan, son derece korkunç ve üzücü bir sürecin etkisinde bıraktı. Kaçırılma, darp, taciz, cinayet gibi suçlardan açılan dosya içeriklerinin yalnızca bir kısmına ulaşılmış olması dahi, tüm dünya halklarını dehşete düşürdü. Bir yandan savaş mağduru, bir yandan eşitsizlik ve adaletsizliğin gölgesinde yokluğa, açlık ve susuzluğa çaresizce katlanmak zorunda kalan çocuklara nasıl çözüm bulunabilir derken, kan, gençlik ve işkence türü tabirlerin çıkan haberlerde yanyana kullanılmış olduğunu duymak bize birkez daha içinde bulunduğumuz dünyayı, gerçekçi bir gözle ve endişheyle sorgulattı. Tüm bu olanların etkisinden henüz çıkamamışken son iki gündür Şanlıurfada ve Kahramanmaraş illerimizde yaşanan vahim saldırı sebebiyle vefaat eden, yaralanan öğretmen ve öğrencilerimizin tarifsiz üzüntülerini yaşıyoruz.
Görünene, sunulana, var olana ,sisteme güvenimiz daha da sarsılırken, ebeveynler ve toplum olarak güvenliğin başlayabileceği en basit halkalardaki dikkatimizi ve farkındalığımızı nasıl artırabileceğimizi derin derin düşünür olduk. Artık gereğinden fazla önem kazanmış olan bu konuda yapabileceklerimiz arasında bilinç seviyelerimizin, ezberlerin üzerine çıkması gerekliliği doğdu bir kez daha. Günlük düşük bir algı seviyesi ile geleceğe kontrollü adımlar atılamaz. Önlem almak için çok geç olmamalı, bu kadar canımız yanmamalı...
Bazen gelenek ve kuşak çatışmalarına dayanan bir bakış açısıyla nesillerin gelecekten bize değişimle birlikte geldiğini kabul etmemiz, bu değişkenliği hoşgörülü, sevgi dolu bir dengede tutmamız gerektiğinden bahsederim. Onları yetiştirirken, farklılığı kabule hazır bir bilinçle gözlemleyerek yarınlarına eşlik etmek, her ebeveynin, toplumun hatta devletin öncü bir vazifesidir. Atlanan, kaçılan, görmezden gelinen her konunun çığ gibi büyüyüp, çözümsüz sorunlar halinde yine insanlığın karşısına çıkacağı gerçeği örnekleriyle yaşanmaktadır. Artık çocuk yetiştirmek için sadece giyim, gıda barınma gibi ihtiyaçların karşılanmasının yetmediği, gerçek eğitim için müfredat bilgisi ve sınav başarısının az geldiği görülmektedir. Konunun bütünsel ve koruyucu bir donanıma sahip olacak şekilde aile, okul, çevre kapsamında, kanunlarla yeniden ele alınıp çağa,akla ve vicdana uygun bir bakış açısıyla tümden tasarlanması gerekmektedir.
Bu konuda dikkatinizi çocuk resimlerine, gençlerin çizimlerine çekmek istiyorum. Nasıl olmuş diye sorduklarında sadece güzel diye geçiştirdiğimiz, çoğu zaman da estetik kaygıyla değerlendirdiğimiz çizimler aslında onların içsel yaşamlarını reel dünyaya açtıkları bir kapıdır. Bu çok önemli çünkü kimi zaman duymadıklarımızı, görüp farketmediklerimizi bu yolla sessizce anlatırlar. Resim dış dünyayı değil bilakis iç dünyayı fotoğraflayan bir bağlantıdır. Korkularını ,sırlarını, acılarını, üzüntü ve sevinçlerini çizip boyarlar... Ebeveynlerinden birinden ayrılmış bir çocuğun özlemi yaptığı resimden anlaşılır, ailede tartışma varsa anlaşılır, kendini yalnız hissediyorsa anlaşılır, bilişsel gelişimi takip edilebilir bunları örneklerle çoğaltabiliriz... Ergenlik döneminde ise kimlik arayışı ve benlik oluşumu ile ilgili etkileşimler başlar. Sinema, film, dizi oyuncularının rolleriyle eşleşebilirler, örnek alabilirler, popüler şarkıcılardan bazı trend ve akımlardan etkilenebilirler. Özbenliklerine nakış gibi işlenen bu dışsal faktörler telefon bilgisayar gibi araçların kontrolsüz erişimleriyle kalıcı ve değiştirilmesi hatta farkedilmesi zor hale gelebilir. Yine burada defter aralarına, kağıtlara yapılan karalamalar bile onların yönelimleri ile ilgili ip uçları verir. Yaşamlarında yukarıda bahsettiğim olaylar gibi benzer bir çok olumsuz durumu bu yolla dışa vururlar. Bunlar bir aktarımdır, çizim bir iletişimdir
Bu nedenle çocukların yaş ve dönemlerine göre fikirsel, zihinsel, bilişsel becerilerinin gözlemlenmesi, geliştirilmesi, sadece okullardaki eğitmenlerin pedagojik formasyon bilgilerinin sorumluluğunda kalmamalı ve ailelerin gündelik hayatlarının yoğun süreçleri arasından belirsizce akıp gitmemelidir. Bizler ebeveynler ve eğitimciler olarak zamanımızı öğüten bazı detaylardan vazgeçip çocuklarımıza daha samimi, gerçekçi bir pencereden bakmalı onların bizlere anlatmak istediklerini yine "onların ifade şekilleri"ni de önemseyerek fark etmeliyiz.
Mekansal kopukluk, aşırı baskın keskin çizgiler, cinsel içerikli detaylar, tekrarlayan çizimler, eksik veya parlalanmış uzuvlar, kan şiddet temalı kırmızı yoğunluğu yüksek çizim veya karalamalar benzeri alışılmışın dışında veya endişhe verici unsurlar fark ettiğinizde resim analizinin yapılması için uzman psikolog veya pedagoga danışın.
Çizimlere DİKKAT !
Hazır
Ekleme: 16.04.2026 15:46
Tahmini okuma süresi: 5 dakika
Geçtiğimiz günlerde, malesef tüm dünyada kayıp çocuklar ile ilgili sansasyonel birtakım haberlerin gündeme düşmesi, hepimizi derinden sarsan, son derece korkunç ve üzücü bir sürecin etkisinde bıraktı...
Bizi Takip Edin